“Hekimlik bir sanattır, Bu sanat; sağlık hakkı ve hasta hakkı kapsamında sağlık çalışanı olarak yerine getirilmesi gereken topluma karşı, bir ödevdir.”
Hekimlik hizmetinin icrası bir sanattır ki, bu sadece hastalara karşı gösterilmesi gereken bir unsur olmayıp tüm toplumu ilgilendirir.
Sağlık hizmetlerinin sunumunda, sağlık ortamının sürekliliği ile tedaviyi belirleyen kişi olarak hekimlerin toplum karşısındaki sorumluluğu, her zaman en yüksek düzeyde olmak zorundadır. Sorumluluğun nasıl değerlendirileceği ve yaptırımları, toplumsal düzen kuralları çerçevesinde yasalarla belirlenmiştir.
Bu nedenle de hekim-toplum ilişkisinde hekim sorumluluğu, çağlar boyunca eskiye dayanır. Prof. Dr. Nevzat EREN’in “Çağlar Boyunca Toplum, Sağlık ve İnsan” ilişkilerini konu aldığı kitabında bu konuda var olan bilgiler çok güzel özetlemiştir.
Mezopotamya uygarlığından günümüze yazılı belge olarak gelen Hammurabi Yasaları bu sorumluluğu gösteren ilk yazılı yapıtlardır. Bu yasanın 219. maddesinde; “hekimin hastasını öldürmesi yada tehlikeli bir şekilde yaralaması halinde iki elinin de kesileceği” anlatılmıştır. Hindistan’da Manu ve Zoroastra Kanunlarında, doktorun sorumluluğunun bir jüri tarafından saptanan kusura dayandırılacağı bildirilmiştir. Mısır’da ise doktor kurallara uymadığı takdirde sorumlu tutulmuştur. Eski Yunan’da Hipokrat ve onu izleyen düşünürler tarafından hekim sorumluğunun ilk temelleri ortaya atılmış, “tıp kurallarına uyulmama” kusur olarak kabul edilmiştir.
Günümüzde ise tanı ve tedavide yüksek teknolojinin kullanılması, sorumluluğun paylaşılmasına neden olmuşsa da, gerçek sorumlunun kim olduğu ve varsa kusurun derecesi önemli olmaktadır.
“Hekim hasta arası ilişki; beşeri ve insani bir ilişki ile çok özeldir.” Toplum halinde yaşayan insanların, toplum içinde yerine getirmek zorunda oldukları ve kullanacakları yetkileri belirleyen kurallar vardır ki, bir sağlık çalışanı olarak, hekiminde, toplum dışında bireysel yaşaması düşünülemeyeceğine göre, toplumsal düzen kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır.
Hekim hasta arası ilişkide, her iki tarafında yerine getirmek zorunda oldukları ve kişiliklerini belirleyen özel bir ilişki vardır.
Kişilik haklarına en saygılı davranan meslek biriminde olan hekimler, toplumsal düzen kuralları olarak bilenen, din kurallarını, ahlak kurallarını, görgü kurallarını ve hukuk kurallarını dikkate almak zorundadırlar. Kişiler ve toplumlar arasında değişiklik gösteren bu kurallar içinde hukuk kuralları değişmeyen tek yazılı kuraldır.
Sağlık alanında yazılı olan hukuk kuralları, sağlık mevzuatı içinde ele alınabilmektedir. Her ülkenin kendi anayasasına uygun olarak oluşturulmuş olan tıp hukuku alanındaki kurallar; kanunlar, tüzükler, yönetmelikler, yönergeler ve genelgeler ile gösterilmiştir. Bu şekilde oluşturulan “Sağlık Mevzuatı”; sağlık hizmetlerinin nasıl örgütleneceğini, nasıl yürütüleceğini, nasıl finanse edileceğini, hizmetlerde yetkinin kimde bulunduğunu, görev ile sorumluluğun ne olduğunu belirten kuralları anlatır. ”
Töre – Haklar olarak da ifade edilen ve; toplumu düzenleyen, devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların tümü olan “Hukuk”’dan farklı olarak “Sağlık Hukuku”, Prof.Dr. Nusret FİŞEK’e göre; devletin yaptırımlara bağladığı sağlık ile ilgili sosyal düzen kuralları olarak tanımlanmıştır.
Hekimin tıp sanatındaki tarihsel gücünün, aslında “buyurgan hekim” özelliğinden geldiği, ancak gelişen tıp bilimi sürecinde, sağlık ve hasta hakları kapsamında “katılımcı hekim” yönünde gelişme gösterdiği görülmektedir.
Bu süreçte Hasta Güvenliği ve Hasta Hakları ile ilgili yasal mevzuatların ve sağlık hizmetlerindeki akreditasyon çalışmalarının önemli katkısı bulunmaktadır.
Bu durum, sağlık hizmetlerinin varlığı ve sunumunda, “sorumluluk bilincinin” yüksek olmasını sağlamış, sağlık hakkı ve hasta hakkı kapsamında olmazsa olmaz kuralı olmuştur.
Bu kuralın nasıl yerine getirildiği, sorumluluğun hukuk bilimi içinde kişilik haklarını koruyup koruyamadığının tespiti, mesleki etik kurallar ışığında değerlendirilmeli, bunun içinde mevcut sağlık hizmetleri, sağlık politikaları, sağlık kaynakları, sağlık insan gücü iyi bilinmeli, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda Sağlık Hukuku şöyle tanımlanabilmektedir;
“Sağlık personelinde sorumluluk bilincinin varlığını ortaya koymaya çalışan, bu bilinç içinde hizmetin varlığı, sunumu ve hasta hakları ile hukuk bilimi öğretisinde, kişilerin maddi ve manevi değerlerini koruyan, kişilik haklarının birlikte ele alınmasını sağlayan kavramdır.”
Sağlık çalışanlarının yasal sorumlulukları, gelişen hukuk bilimi içinde de ele alınmış, Sağlık Hukuku konusunda bir disiplin oluşmaya başalamıştır.
Ancak, sağlık hukuku salt hukukçuların ele alması gereken bir konu olmayıp, öncelik sağlık hizmetinin nasıl verildiğinin tespit edilmesidir.
Sağlık çalışanlarının kişisel kusur sorumluluğu ile sağlık hizmetlerinden doğan hizmet sorumlulukları öncelikle bu konuda uzmanlaşmış hekimler tarafından ele alınmalıdır.
Günümüzde “mesleki bilirkişi” olarak adlandırılan kişilerden farklı olarak yukarıda ki tanımda olduğu gibi; sorumluluğun ele alınış biçimini irdeleyebilen, kişisel hizmet ile kurumsal hizmeti birbirinden ayırt edebilen, standart uygulamalar içinde, hasta ve toplum yararına yapılması gereken ödevin/borcun, sorumluluk bilinci ile hasta ve toplum iradesine uygun yerine getirilip getirilmediğini saptayabilecek, hekimlerden oluşan bir uzmanlık alanı olarak Sağlık Hukuku tıp bilimi içinde de yerini almalıdır.
“Sağlık hukuku açısından hasta güvenliğinde, hasta hekim ilişkisi doğru kurgulanmalıdır.”
Zira hekimler, hastaları karşısında sözleşmesel bir ilişki içinde olduklarından, hastalarının yararına ve iradesine uygun bir sonuca yönelmeyi, bir iş görmeyi, bir zaman kaydına tabi olmaksızın ve nisbeten bağımsız olarak yapma borcunu, sonucun elde edilememesi rizikosu hastaya ait olmak üzere üstlenirler.
Vekalet sözleşmeside denilen bu durum hasta güvenliğinin anahtarıdır.
Hekimler meslekleri gereği insan ve toplum sağlığı üzerinde söz sahibi olan baskın/buyurgan bir kimliktedirler. Kişiler kendi yetkin olmadıkları konularda uzmanlıkları nedeniyle hekimlere güvenerek hayat ve yaşamlarını emanet ederler. Hekimlerde bu emanetin aslında bir vekalet olduğunun bilinci içinde artık katılımcı hekimlik uygulaması kapsamında,önce hasta yararı, hasta güvenliği ve hastanın irdesi ile hareket etmelidirler.
Buna göre “Hekim”; Fiziksel, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali sağlarken, iyilik hali bozulmuş olanların da, acısını azaltmak, ömrünü uzatmak, durumunu düzeltmek, amacını güden kişidir. Bu amacı gerçekleştirmek için hukuk kuralları kapsamında sorumluluk bilinci ile hareket etmek zorundadırlar.
“Sorumluluk Bilinci” hem meslek sahibinin kendisi, hem de toplum için, doğal ve güçlü bir güvencedir. Kendi mesleğine saygı duyan bir hekime karşı toplumda var olan saygı çağlar boyunca sürmüştür. Bu bakımdan doğal ve güçlü olan bu güvence için hekimlere kutsal bir iş yaptıkları ifade edilmiştir.
“Doğal Ve Güçlü Güvence” sağlık çalışanının çok riskli bir alanda çok yüksek özen gösterme gereğine dayanır. Burada ifade edilen özen, hekimin bilgi ve becerisini hasta yararına ortaya koymasıdır. Bilgisizlik veya bilgiyi uygulamada gösterilecek özensizlik, hukuk incelemelerinde kusur için yeterli görülmekte, derecesi önemli tutulmamaktadır. Doğal ve güçlü güvenceye bağlı olarak ortaya çıkan güven’e dayalı “rıza” hekim ile hasta arasında ilişki kurulmasını sağlar.
Güvene dayalı ilişkinin sağlık hukukdaki anlamı “vekalet sözleşmesidir.”
Vekalet, kişiler arasında yapılan bir akittir. Genel olarak, bir hukuki işlemi veya hukuki işlem benzerlerini yapmakta yahut maddi bir eylemin gerçekleştirilmesinde, bilgi ve beceri bakımından kendisini yeterli görmeyen, zaman ve mekan itibariyle zorlanan ve imkansızlıkla karşı karşıya olan, ya da herhangi bir nedenle söz konusu işlem ve eylemleri bizzat yapmak istemeyen kişi, bunları güvendiği bir kimseye yaptırma yoluna gitmekte, o işlem veya maddi eylemi yapmayı kabul eden de kendisine verilen iş ve hizmetleri verenin iradesine, amacına ve talimatlarına uygun bir biçimde onun yararına yapma borcu altına girmekte, böylece vekil eden, vekil aracılığı ile ekonomik veya hukukun koruduğu bir amaca kavuşmaktadır.
Vekalet ile, hastanın yararına ve onun iradesine uygun, bir sonuca yönelinir, bir iş görülür, risk üstlenilir. Böylece hekim ile özellikle başta hastalar olmak üzere toplum arasında mesleğin gereği ile ortaya çıkan bu sözleşme ilişkisindeki hekimin yapması gereken davranışın/borcun niteliği, Borçlar Kanunu kapsamında ele alınmak zorundadır.
743 sayılı Borçlar Kanununun 1. maddesinde iki taraf, karşılıklı ve birbirine uygun olarak onamlarını bildirince, sözleşme yapılmış olur der. Onamın bildirilmesi açıkça olabileceği gibi üstü kapalıca da olabilir diyerek hekim hasta arasındaki vekalet sözleşmesinin yazılı yada yazısız olabileceği işaret edilmiştir.
Vekalet sözleşmesi, öncelikle hukuksal niteliği ile sağlık çalışanı ile toplum arasındaki kuralları ortaya koyar.
Vekalet Sözleşmesinin Hukuksal Unsurları;
Zorunlu olanlar
• İş görme (hizmet) unsuru
• İşin, vekil edenin (hastanın) yararına ve isteğine uygun yapılması
• Sonucun elde edilememe rizikosunun bulunmaması
Zorunlu olmayanlar
• İşin süreye bağlı olmaması
• Ücretin zorunlu koşul olmaması
• Tarafların sözleşmeden vazgeçmeleri
• Nisbi bağımlılık
İş görme (hizmet) unsuru;
Buna göre öncelikle iş görme olarak ele alınan hekimin edimi “bir borç” olduğu bilindiğinden, bu unsuru borçlar kanunun 386/1. maddesi ile açıklayabiliriz.
Vekil, (Hekim) sözleşme uyarınca kendisine yükletilen işin yürütülmesini, veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır.
Böylece, hekimin hastasına karşı vermeleri gereken sağaltıcı hekimlik hizmetini yerine getirmek, aslında yazılı bir borçtur.
Hekimin iş görme unsuru olarak ele alınan, “güvenli, zamanında verilen, verimli, eşit bir sağlık hizmetidir.” Bu borcu yerine getirirken hastaya zarar vermemelidir.
Bu bakımdan borç ilişkisinin kaynağı; sözleşme, haksız eylem ve nedensiz zenginleşmeye dayanır ki, hekimler hakkında yapılan soruşturmaların dayanağı, bu unsurlara bağlıdır.
Hekimin hastası için yaptığı tüm standart uygulamaları mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Bu kayıtların tıbbi belgeler olarak doğru ve hasta güvenliğini sağlayacak biçimi ile tutulması zorunludur.
Sözleşme olarak ele alınan unsur, buradan da anlaşılacağı üzere, hastaya ait tıbbi kayıtlar ve hasta müşahede dosyaları ile tamamlanabilmektedir.
Sözleşme kapsamında hasta yararını ve güvenliğini dikkate aldığını, bu şekilde hekimlik sanatını yerine getirdiğinin göstergesi olarak hizmetini ispat edebilme durumudur ki daha öncede değindiğimiz gibi kişinin sorumluluk bilinci ile yükseklik kazanır.
Sorumluluk; uyulması gerekli davranış (hukuk) kurallarına aykırı düşmenin hesabını verme durumudur. Genelde hekimler adli konularda verdikleri ifadelerde sorumsuz yada sorumlu olmadıkları şeklinde beyanlarda bulunurlar. Halbuki tanımdan da anlaşılacağı üzere hekimler verdikleri hizmeti yasalara uygun ve haklar kapsamında verdikleri takdirde sorumlu tutulamayacakları yani hesap verme durumunda olmadıkları anlaşılmaktadır.
Yeni Türk Ceza Yasasında da bu unsur özellikle ele alınmış ve “hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26. maddesinde, hakkını kullanan kimseye ceza verilmez şeklinde yeni düzenleme yapılmıştır. Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez, denilmiştir. Bir hekim, hekimlik hakkını kullandığını ortaya koyabildiği ölçüde, hastasını bilgilendirdiği ve tedavi işlemleriyle ilgili aydınlatılmış onamı aldığı sürece, mesleğinin gereği taşıdığı riskten rahatsızlık duymamalıdır.
İşin, hastanın yararına ve isteğine uygun yapılması;
Hekimler, mesleki bilgi ve tecrübeleri gereği önce hasta yararına sonra hasta isteğine uygun davranırlar.
Hekim burada belirleyici değil, danışman olarak yol gösterici ve bilgilendirici olmak zorundadır.
Ancak zorunluluk hali, icazet hali ayrı olmak üzere, acil olgularda hekimler mesleki insiyatifleri ile nispeten bağımsız iş yapma yetilerini göstermek zorundadırlar. Burada hasta yararı, üstlenilen vekalet gereği hekime bırakılmıştır. Yeterki tıbbi gerekçe acil ve hastanın hayati tehlikesini işaret edebilecek yetenekte olsun.
Hekimler, hasta yararı ile iradenin eşit olduğu durumlarda mutlaka iradeye uygun hareket etmek zorundadırlar.
Örneğin, bir tedavi hem medikal, hem de cerrahi olabileceğinden, hasta bunlardan birini seçerek iradesini göstermelidir.
Kol kırığı ile gelen ve aynı zamanda voleybolcu olan bir hasta için meslek yaşamı açısından tedavinin şekilleri ve sonuçları tam olarak açıklanmalı ve hasta iradesine uygun iş yapılmalıdır.
Buradaki iradenin, hasta izni ile karıştırılmaması gerekmektedir. Hastalar tedavileri için ön araştırma yaparak bir çok hekime aslında ön yargılı ve tedavi beklentisi ile gelirler. Doğum için gebeliğinin başında mutlak sezeryan olacağını beyan eden hastalar gibi, şikayeti sorulan hastalardan, başağrısı şikayeti yerine miğren olduğunu söyleyenler gibi, beklentisini başta belirten bir çok hasta vardır.
Burada hasta yararının, bir hekim tarafından öncelikle belirlenmesi, sornasında hastalığının tanısı, nedenleri ile tedavisinin şekli açıklanmalı, öncelikle hastaya verilecek güven ile tedavi için izin/rıza alınmalı, sonrasında hasta iradesine uygun iş/hizmet görülmelidir.
Avukatlarda bu unsur dikkate alınmadığında görevin kötüye kullanılması söz konusu edilirken, hekimlerde ve sağlık hizmetlerinde “uygun yapılmaması” söz konusu edilmektedir.
Çünkü vekaletin kötüye kullanılmasında esas olan hususların başında zararlandırma kastı gelmektedirki, hiç bir hekimin bu konuda bir kastı söz konusu edilemez.
Sonucun elde edilememe rizikosunun bulunmaması
Doğal ve güçlü güvence olan sorumluluk kurallarına dayalı vekalet sözleşmesinde, hekim yararına en önemli unsurdur.
Hekimler sanat icra ederken birçok sağlık riski ile karşı karşıyadırlar. Hastalarına veya hastalığa bağlı istenmeyen ve beklenmeyen bir çok komplikasyon ortaya çıkabilir. Bunu hastalarına anlatan ve tüm işlemlerde aydınlatılmış onam alan bir hekim için ortaya çıkan tüm komplikasyonlarda, haksız eylemin varlığı dışındaki durumlarda kusur ortadan kalkabilmektedir.
İş görmeden doğan sonuç ve bunun tehlikesi (rizikosu) hekime değil hastaya ait olur. Vekalet sözleşmesinin bu özelliği, hüküm ve sonuçları, istisna ve hizmet sözleşmelerinden farkı göz önüne alındığında bu unsur hukuk öğretisinde ortaklaşa kabul edilir.
Bu nedenle adli olgularda bilirkişiye önemli bir görev düşmektedir. Söz konusu şikayetlerde bu hakların yarışmasını gerekçeli olarak yapmak zorundadır. Hekim hasta ilişkisindeki var olan “sözleşmeden doğan sorumluluğun” tespiti ile “Haksız eylemin” varlığını ayırt edebilmeli ve ortaya çıkan sonucun kime ait olduğunu gerekçe ile gösterebilmelidir.
Eğer total histerektomi için hasta yararına ve onamı ile girilen bir operasyonda eski yapışıklıklara bağlı olarak hekim özenli bir cerrahi girşim yaptığını ameliyat notuna düşmüş, (yapışıklıklara bağlı perforesyon riski nedeni ile künt çalışma yapıldı ve total histerektomi yerine subtotal histerektomi yapılabildi gibi) bilahare operasyon sonrası hastasının gaz gaita çıkışını ultrasonografi ile takip etmiş ise sıkıntı gördüğü anda cerrahi uzmanını konsültasyon ile hastasını göremye davet etmiş ise sonuçtan hekimin kusurlu tutulması söz konusu değildir.
“İşin süreye bağlı olmaması”, “Ücretin zorunlu koşul olmaması”, “Tarafların sözleşmeden vazgeçmeleri” ve “Nisbi bağımlılık”
Vekalet sözleşmesinin zorunlu olmayan bu unsurları sağlık hizmetlerinde hekime önemli bir ödev vermektedir.
Hiç bir zaman iyileştime garantisi verilemeyen tanı ve tedavi hizmetinde, hizmetin süresinde bir zamanlama yapılamamaktadır.
Ancak hasta güvenliği açısından sağlık hizmetlerinde beklenen, hastanın hızlı, iyi, kaliteli hizmeti almasıdır. Sağlık risklerinden etkilenmeden hastaneden veya sağlık kurumundan hizmet alarak çabuk çıkmasıdır.
Ücret, sözleşmede belirtilmiş ise ve hayatın doğal akışı içinde gelenekte varsa hasta tarafça yerine getirilmesi gereken bir ödevdir. Bu nedenle bu ödevin yerine getirlmesinde öncesinde olası olan miktarı bilmesi ve bu ödevi yerine getireceğine dair beyanda bulunması gerekmektedir. Eğer sosyal güvencesi dışında ödevi yerine getirmekte zorlanacağını beyan ederse uygun hizmet ile hastanın sosyal güvencesinin hizmet aldığı kuruma nakli sağlanmalıdır.
Ancak özellikle, acil olgularda önce hasta yararı söz konusu olduğundan, hekimin acı azaltma, ömür uzatma ve durum düzeltme amacı öncelik kazandığından, ücret ödevinin daha sonra yerine getirilmesi gerekmektedir.
Tarafların sözleşmeden vazgeçmeleri Borçlar Kanunun 396. maddesinde “Vekillikten çıkarma veya çekilme her zaman olanaklıdır” şeklinde düzenlenmiştir.
Vekalet sözleşmesi taraflara karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdir. İmkansızlık, gaiplik, tüzel kişiliğin sona ermesi, ifa, kararlaştırılan sürenin sona ermesi, tarafların anlaşmaları vekalet sözleşmesi sona erer. Karşılıklı güven, vekilin kişiliğinde sadakat ve özen borcu, vekil edenin irade ve talimatına uygun hareket, hekim hasta ilişkisinde vekalet sözleşmesinin sona ermesini zorlaştıran ve kusur irdelemede önemli etkenlerdir.
Acil olgularda hekimin el atma sorumluluğu çerçevesinde hastanın ne şekilde sevk edileceği, ne şekilde yönlendirileceği, ne şekilde terk edileceği “Tibbi Deontoloji Tüzüğünde” ayrıntılı anlatılmıştır.
Nisbi bağımlılık, sağlık hizmetlerinde her zaman olası olamyan bir unsurdur. Hasta yararına bir sonuç elde etmek için nispeten bağımsız hareket edilmelidir. Hekim sonuca ulaşmak için karar verme, insiyatif kullanma ve bir iş görme durumundadır.
Örneğin bir ameliyatın yapılması için önceden hastadan izin alınması gereklidir ancak ameliyatta kullanılacak malzemenin sayısında, ilaçların niteliğinde, uygulama zamanı ve şeklinde hasta yararına vekalet gereği nispeten bağımsız olmak zorundadır.
Vekalet Sözleşmesinin Tıbbi Öğeleri;
Vekalet sözleşmesinin ayrıca tıbbi mesleki etik değerlere göre öğeleri vardır. Bunlar;
• Özen yükümlülüğü
• Hastanın kabul edilmesi
• Tanı yükümlülüğü
• Hastanın aydınlatılması
• Tedavi yöntem ve usulünde yükümlülük
• Tedavi süresince kontrollerde yükümlülük
• Hekimin kendini geliştirmesi, yardımcılarını aydınlatma yükümlülüğü
• Meslek sırrı olarak ifade edilebilmektedir.
Özen Yükümlülüğü;
Meslek sanatının icrasında her zaman öne çıkan bir unsurdur. Bu öğenin iyi ifadesi için yine Borçlar Kanunun 390. maddesinden yararlanabiliriz.
Buna göre; Sadakat ve Özen Borcu olarak ifade edilen madde de sonuca mutlak ulaşmak (iyileştirmek) değil, sonucun başarılı olması için her türlü gayreti ve çabayı göstermektir denilmiştir
Bu tanımı sağlık hizmetleri içinde hasta için yorumladığımızda, örneğin; bir hastanın ameliyat sonrası sadece pansumanlarının yapılması, ziyaret edilmesi özen için yeterli olmayıp, istenmeyen ve beklenmeyen komplikasyonlara karşı gerekli incelemelerin ve tetkiklerin yapılmış olması bu borcun yerine getirilip getirilmediğini gösterir.
Tüm bu özellikler dikkate alındığında; hekimlik mesleğinin icrasında beklenen davranışın yani hizmetinin esası ilkelere bağlı olmayı gerektirir.
Yasalara uygun, yönetmeliklerde belirtilmiş şekilde, meslek anlayışının gerektirdiği inisiyatifi kullanarak, diğer hizmet birimlerince de aynı davranışları bekleyerek, ekip çalışması halinde yapmaya dayanır. Dünya hekimleri, evrensel değerler içinde tüm hizmetlerinde önce hasta yararını gözetmişlerdir. Bu nedenle de, hasta haklarını savunmuşlar, bu konuda ilkeler belirlemişler, standartlar geliştirmişlerdir.
Dünya Tabipler Birliği'nin “Tıpta Yanlış Uygulama” konulu bildirgesi (malpractıce bildirgesi), 1992 yılında yayınlanmıştır.
Buna göre malpractice şöyle tanımlanmıştır. “doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarardır”
Burada ifade edilen standart uygulamalar hizmetin biçimi ile ilgili olup her hekimin yapması gereken işlerdir. Uzmanlık alanları ile gelişme göstermektedir.
Hekimin sağlık hizmetlerinden doğan sorumluluğunun tespitinde “kişisel kusur sorumluluğu” veya “kusursuz sorumluluk” araştırılmalıdır.
Türk Medeni Kanunun 3. maddesine göre; “Kanunda aksine bir hüküm yoksa, tarafların her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” denilmektedir.
Yine aynı kanunun (TMK) 1. maddesinde ise “Kanun, özüyle ve sözüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim örf ve adetlere göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsa nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hakim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır”.denilmektedir.
Buradan anlaşılacağı üzere, Sağlık Hukukunda öncelik bilimsel görüşün yeterliliğine dayanmaktadır.
Günümüzde “Bilimsel Görüş” vermeye yetkili bir çok kurumv kuruluşlar vardır.
Mesleki Bilirkişiler; Tıp Sanatı Uygulayan Herkes,
Resmi Bilirkişiler, Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası, Üniversiteler, Bilimsel Dernekler,
Bilirkişinin dikkate alacağı öncelikli iş, tıbbi kayıtlarda dikkat edeceği hususlardır.
Hasta şikayeti nedir?
Hasta hekime şikayetini nasıl ifade etmiştir. Örneğin 3 yaşındaki çocuğun burnuna kaçırdığı fasülye tanesi ile iligli olarak daha önce yapılan işlemler nasıl anlatılmış, daha önce geçirdiği travmalar söylenmiş midir.
Tıbbi evraklar /kayıtlar yeterli midir.? Hastaya ait tüm bilgiler düzenli tutulmuş mudur. Hekimin hasta jarşısnda kullandığı insiyatif dosya kapsamından anlaşılabilmektemidir. Çelişkili tıbbi tahlil sonuçlarına karşı yorumlar, konsültasyon sonuçları varmıdır.
Tıbbi komplikasyon mu var.? Tıbbi hata mı var ?
Özellikle bu ayrım yapılırken çok dikkatli olunmalıdır. Ortaya çıkan sonuç, hastalığın bir etken olduğu sonuç mudur, yoksa dikkat edilmediği için önlem alınmadığı için mi ortaya çıkmıştır. Örneğin bir guatr ameliyatında ses tellerinin zedelenmesi nasıl bir komplikasyondur. Bir çok literatürde bu komplikasyonun olma olasılığı yüzdelerle ifade edilirken, aslında bu yüzdesel ifade bu zararlı sonucun görülme sıklığıdır. Eğer işlem sırasında bir hatalı uygulama yoksa ve ortaya çıkan sonuç hastalığın kendi aetkine bağlı bir lezyon ise bu tıbbi komplikasyon olarak ifade edilebilirken, eğer hastalığa bağlı bir etken yok ve önlem alınması gereken bir işlem yerine getirlmediği için veya bir hatalı uygulama ile sonuç meydana getirilmiş ise bu bir tıbbi hatadır.
Hasta güvenliği ihlal edilmiş mi.?
Tıbbi kayıtlarda çoğu zaman eksik bırakılan, göz ardı edilden bir unsurdur. Kötü yazı ile hasta adının eksik yada hatalı yazılması ile karışan tahlil sonuçları, diğer sağlık çalışanlarına bildirilmeyen hususlardan dolayı eksik işlemler, taraf karışıklıkları ile hatalı operasyonlar, v.s gibi bir çok olgunun varlığı dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır.
Hasta memnuniyetsizliği varmı.?
Aslında hastaların var olan beklenti düzeyleri dikkate alınmadığı için buyurgan hekimlik ile hasta yararına diye irade aranmadan yapılan hizmetlerin neden olduğu şikayetlerdir. Burada var olan hizmetin gerekçesi dikkatli bir şekilde araştırılmalı ve bilimsel görüşe yazılmalıdır.
Bilirkişinin dikkate alacağı ikinci iş;; Sağlık çalışanı ile hasta arasındaki ilişkinin varlığında özeni tespit etmektir.
Standart uygulamaları yerine getirmiş midir.?
Anamnez nasıl alınmıştır;
Hastanın hiç bilmediği hiç güç yettiremediği bir alanda şikayetinin nedenini ön tanı ile saptayarak, tanı ve tedavide yol haritasını belirlemek için iyi bir öykü alınması şarttır. Hastaların bu öyküleri özgeçmiş ve soygeçmiş olarak alınmalı, hiç bir zaman normal gibi bir kelime ile belirtilmemeli, şikayete yöenlik öyküde aranan ama bulunmayan bilgiler olmadığı şeklinde kayıt altına alınmalıdır. Örneğin başağrısı şikayeti ile iel gelen bir hastaya öncesinde bir kaza, düşme, dövülme, v.s gb, bir travma geçirme öyküsü sorulmalı ve yokluğu “geçirmemiş, tarif etmiyor gibi kelimelerle” yazılmalıdır.
Muayene nasıl yapılmış;
Çoğu zaman şikayete yönelik bölge muayeneleri yapıldığından ve tam bir muayene zaman aldığından, bir çok hekimin şikayetine neden olan bu husus sorun çıktığı zaman önemli olduğu anlaşılmaktadır. Dünya Tabipleri Birliğince bir hastanın muayenesi için azami sürenin 20 dakikadan aşağı olamayacağı belirtilmiş olmasına rağmen kalabalık poliklinikler, sık aralıklı randevu saatleri, kontrol muayenelerinin aralara girmesi gibi nedenlere bu süre dikkate alınmamaktadır.
Hangi tanı metodları kullanılmış,?
Hastalığın tanı için muayene dışında bir çok tetkik ve tahlil yardımcı unsurlardır. Ancak burada önemli olan hastanın şikayetine yönelik tanısal yöntemler ile ayrıcı tanı için gerekli olan tanısal işlemlerdir. Mutlaka gerekçe aranmalı ve belirtilmelidir.
Yorum nasıl yapılmış,?
Yapılan muayene bulguları ile istenen tetkik ve tahlilerin sonuçları doğru yorumlanmalı, literatüre uygun değerlendirilmelidir. Örneğin akciğer filiminde görülen bir lezyonun, muayene bulgusu ile birlikte değerlendirilmesinde yapılacak olan yorum daha sonra muayene bulguları değiştiğinde başka bir yoruma neden olacağı bilindiğinden, bilgiler ve bulgular tam olarak tıbbi kayıtlara yazılmalıdır.
Aydınlatılmış Onam nasıl alınmış,?
Aydınlatılmış onamın şekli yoktur. Ancak bir çok uzmanlık derneklerince ve hastanelerde hazırlanmış matbu formlar halen günümüzde kullanılmaktadır. Burada önemli olan husus, hastanın başvurusu ile başlayan süreçte durumu ile ilgili olarak bilgilendirilmesi ve sonuçlarının kendisine anlatılmasıdır. Ortaya çıkan durum neden olmuştur, neden onda olmuştur, neler olabilir, neden olabilir. gibi soruların yanıtlanmasını bekleyen hastaya bu beklentisi doğrultusunda hastalığı, sebepleri, tedavisi, sonuçları ve yaşamını etkileyecek her türlü olasılık, anlayacağı lisanla anlatılmalı ve bu şekilde bir karşılıklı irade ortaya konulmalıdır.
Müdahaleler nasıl yapılmış,?
Hastaya yapılacak her türlü müdahale tıbbi müdahaledir. Tıbbi müdahale doğrudan olabileceği gibi dolaylı da olabilmektedir. Örneğin, İlaç kulanılmasında enjeksiyon şeklinde doğrudan sağlık çalışanı şle yapılan müdahale söz konusu olabilecekken, hastanın kendine ağızdan zamanlı ilaç alınması da dolaylı müdahaledir. Burada tıbbi litaretüre uygun, kişinin anatomik, fizyolojik yapısı dikkate alınarak yapılacak olan müdahalede kişinin rızası yanında bilgilendirilme ile müdahaleye ortak edilme çok önemlidir.
İstenmeyen komplikasyonlar neler,?
Her hastalıkta ve tedavide daha önceden bilimsel olarak ortaya konulmuş istenmeyen komplikasyonlar mevcuttur. Burada önemli olan bu hususların ne şekilde dikkate alındığıdır. Bilinen ve olasılığı yüksek olan bir kompikasyona karşı önceden önlem almak özen için yeterli bir unsurdur. Örneğin: Kontraslı grafi çekimlerinde ilaç allerjislerine bağlı anaflaktik şoka karşı çekim yapılan yerde gerekli önleyici ilaçların ve ekipmanın bulundurulması özen için yeterli şarttır.
Beklenmeyen komplikasyonlar hangileri,?
Her kişide ve hastalıkta bulgu vermeyen ve sonradan ortaya çıkabilen bir çok etken mevcuttur. Önceden tespit edilemeyen ve sonradan ortaya çıkan bu beklenmeyen komplikasyonlara karşı o anda neler yapıldığı önemlidir. Önceden tespit edilemeyen ancak ortaya çıktığı zaman görülen bu komplikasyonlara karşı zamanında yapılacak olan tedavideki standartlar dikkate alınmaktadır.
Bakım nasıl yapılmış,?
Bir çok hastalık ve hasta, tedavi sürecinde ve sonrasında bakıma tabi tutulmaktadır. Burada önemli olan bakımın kim tarafından yapıldığıdır. Ehil, yetkili kişilerin varlığı ile tedavi den hekimin bilgisi dahilinde mi yapıldığıdır. Zamanında yapılıp yapılmadığı ve usulune uygun olup olmadığı malpraktis davalarında özellikle tedavi giderimi hesaplamalarında önemli unsur oluşturmaktdadır.
Takip/kontrol nasıl yapılmış,? Hastanın ve hastalığının takibi nasıl yapılmıştır. Kim yapmıştır. Örneğin hipertansiyonlu bir hastada tedavi eden kardiolog ise, aile hekimi tarafından takip edilen bir hastada ilaç değişimleri, doz ayarlamaları, zaman içinde tetkiklerin değerlendirilmesi yine aynı kardiolog rarafından yapılmalıdır. Acil yapılan değişiklikler aile hekimi tarafından, tedavi eden hekim hemen bilgilendirilmelidir. .
Hekimlik uygulaması bir sanattır. memuriyet görevinden sayılmaz.
Bugün gelişen tıp bilimi içinde uygulamaya giren yeni teknolojiler, tanı ve tedavi yöntemleri ile hekim – hasta ilişkilerini de geliştirmekte, salt hekime dayanan güvene bağlı rıza ilişkisi, hekimin içinde bulunduğu sağlık gücü ile de artmaktadır. Bu bağlamda, hekimlerin çalışma alanı içinde bulunduğu sağlık kuruluşunun iyi yönetimi, kullandığı teknolojinin kalibrasyonu, hekim–hasta-sağlık kuruluşu üçgenini yaratmaktadır
Hekim–hasta ilişkisinin üstün niteliği sonucu sağlık kuruluşunun “kusursuz sorumluluğu” gündeme gelmekte, bu sorumluluğun da hukuki yorum içinde irdelenmesi, sağlık mevzuatımızdaki hükümler ile mümkün olamamaktadır
Kusursuz sorumluluk, hizmetin kapsamına göre ve sözleşmenin biçimine göre değişiklik göstermektedir.
Hizmetin kapsamına göre, işletme sorumluluğu sağlık hakkının verilmesi bağlamında Sosyal Devlet Borcu ile Sağlık Bakanlığına aittir. “
İşleten Sorumluluğunda hizmet kusuru; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin kötü işlemesi, ve hizmetin geç işlemesi gibi idari yargıyı ilgilendiren hususlarla önemlidir.
Sözleşmenin biçimine göre ise, işleten sorumluluğunda, tam kabul sözleşmesi, doktorluk sözleşmesi katkılı tam sözleşme, bölünmüş kabul sözleşmesi şeklindeki, hekimlerin, sağlık kurumları ile yaptıkları sözleşme biçimleri önemlidir.
Malpraktisin önemli bir aşaması beceri eksikliğidir. “tıp mesleğini icraya yetkili bir kişi tarafından, doğrudan ya da dolaylı tedavi amacına yönelik olarak gerçekleştirilen faaliyetlerdeki kişisel yanlışlık” olarak da ifade edilen bu unsurda kişisel yeteneklerin iyi gösterilmemesi ile ortaya bir zararın çıkmasıdır.
Malpraktisin üçüncü aşaması ise Hastaya Tedavi Vermemektir.
Hekimlerin “El Atma ve El Atmama Sorumluluğu” olarak ifade edilen bu aşamalar, uzmanlık alanlarının getirdiği yeteneklerin ve bilginin gösterilmesidir.
Yargıtay bir çok içtihatında “bilgisizlik veya bilgiyi kullanmada gösterilecek özensizlik kusur için yeterlidir ve derecesi önemli değildir.” demiştir. Burada kastedilen, özellikle hekimlik bilgisi gerektirecek olan, hasta yararına yapılması gereken tüm işlemlerin zamanında ve yerinde yapılmasıdır.
Anayasamızın temel bir kuralı vardır ki; “Her Türk vatandaşının bu anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönden geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahiptir.”
Bu cümle meslek olarak hekimler için daha önemlidir. Hekimler onurlu bir meslek icra etmek için gerekli temel iç güdüyü anayasanın bu maddesinden alırlar. Sağlık hizmetlerinden doğan haklar, hizmetin esası, ana öğesi ile ilgilidir. Sağlık hakkı; sağlık personelinin sorumluluğunda verilmesi gereken haklar kapsamındadır. Bu nedenle de; sağlık hakkından yararlanma, yararlandırma ile birlikte düşünülmelidir. Kimi zaman haklar, yitirilen değerler sonrası anlaşılmaktadır.
Hekim Sorumluluğu
Bu bilgiler ışığında hekimin sorumluluğu birkaç yönden irdelenmelidir.
Mesleki Sorumluluk;
Hastasına ve toplum sağlığına karşı yeterince mesleki etik kurallara bağlı olmadan gösterdiği davranış karşısındaki sorumluluk.
Bu sorumluluk 13.01.1960 tarihli “Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinde”, belirtildiği şekilde irdelenmektedir. Bu mevzuatın 44. maddesinde; yasaya aykırı hareket eden hekimlerin, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 30. maddesi kapsamında bağlı oldukları Tabip Odası yönetim kurulu tarafından, Onur Kuruluna sevk edileceği bildirilmiştir.
Kısaca bu şu anlama gelmektedir ki mesleki sorumluluğun tespiti ve değerlendirilmesi Tabip Odaları Onur Kurullarına bırakılmıştır.
Ceza sorumluluğu;
Ceza yasalarına göre sorumluluğu varlığıdır.
Türk Ceza Kanunun amacı, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.
TCK’da ceza sorumluluğunun temel esasları, suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir Hekimlik sanatı açısından TCK’nın amacı ve içeriği suç ve ceza kavramının hukuki niteliğinden ayrı düşünülemez. Çünkü hekim, sanatını toplum ve hasta yararına yapar. Ancak ortaya çıkan sorun (komplikasyon) ve yanlışlık hasta zararına ise burada hekimin kastı, dolaylı kastı ve taksirli durumu araştırılır. Bu sistemde bilirkişilik kurumu çok önemli duruma gelmektedir.
Tazminat sorumluluğu;
Neden olduğu zarar yönünden sorumluluktur. Eğer hekim bir kişiye ve hastaya zarar verirse, zararı gidermekle yükümlüdür. Kusurun derecesine göre ortaya çıkan bu sorumlulukta sorumluluk kuralları işletilmelidir.
SONUÇ;
Hekimler sanatlarını icra ederken, yasal düzenlemeleri bilmeli, kendilerine verilen yükümlülükleri yerine getirmeli, bunun içinde sorumluluk duygusu ile hareket etmelidirler.
Yasal düzenlemeler, sağlık hizmetlerinin sunumunda sağlık ve hasta hakkını korumak için hekimlerin yanında olmalıdır. Hekimlerin sanatlarını icrada zorlandırıcı olmamalıdır. Hasta hekim ilişkisindeki güveni, sarsacak nitelikten ziyada güçlendirmelidir.
Hekimler sözleşmesel ilişki içinde oldukları hastalarının öncelikle yararlarını ve güvenliğini ön planda tutmalı, buyurgan hekimlikten uzaklaşarak katılımcı hekimlik modeline yönelmelidir.
KAYNAKLAR
1. EREN, Nevzat; Prof.Dr.; Çağlar Boyunca Toplum, Sağlık ve İnsan; Somgür Eğtim Hiz. Yayıncılık; Ankara 1996,
2. AYAN, Mehmet; Doç.Dr.; Temel Hukuk Bilgisi, Mimoza Yayınları; Konya, 1998
3. AŞÇIOĞLU, Çetin; Tıbbi Yardım ve El Atmalardan Doğan Sorumluluklar, Doktorların, Devletin ve Özel Hastanelerin Sorumluluğu, (Ceza-i ve Hukuki), Tekışık Ofset Tesisleri, İstanbul, 1993
4. ÖZKAYA, Eraslan; Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması; Seçkin Yayınları, 1997
5. VELİDEDEOĞLU, Hıfzı Veldet; Borçlar Kanunu, Beta Yayıncılık, İstanbul, 1998
6. Türk Ceza Kanunu; Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Ankara, 2004
7. KARAHASAN, Mustafa Reşit; Sorumluluk Hukuku; Beta Yayıncılık, İstanbul, 1995
8. KARAHASAN, Mustafa Reşit; Tazminat Hukuku; Beta Yayıncılık, İstanbul, 1996
9. ATABEK, E.; GÖRKEY, Ş.; Başlangıcından Rönesansa Kadar Tıp Tarihi; İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları ; ISBN: 975-404-532-1 İstanbul, 1998.
10. VAROL, N; Tıp Hukuk Mu Sağlık Hukuk Mu? 1.Ulusal Sağlık İdaresi Yüksek Okulu Kongresi Mayıs, Ankara
11. TAŞKIN, A; Organ ve Doku Nakillerinde Hekimin Ceza Sorumluluğu, Adil Yayınevi; 1998.
12. Hatemi,H; Medikal Etik (Kuram ve Uygulamalı Sorunları), Yüce Yayınları; İstanbul 1999.
13. HAYRAN, O; SUR, H (ed); Sağlık Hizmetleri Yönetimi El kitabı; Nobel Yayınevi; İstanbul, 1998
14. Sağlık Hukuku Kurultayı; Ankara Barosu,1-2 Kaım 2007 Ankara,
15. A’dan Z’ye Sağlık Hukuku Sempozyum Notları, İstanbul Barosu, 2007,
16. AKALIN, E, H; Hasta Güvenliği Kültürü; Nasıl Geliştirebiliriz.; ANKEM Dergisi, 2004, 18(Ek-2) 12-13
17. Sağlıkla İlgili Uluslararası Belgeler; TBB yayınları, 1998,
18. ER, Ü; Sağlık Hukuku; Savaş Yayınları, Ankara, 2008


